Kadınların hak mücadelesi

Magazin

Moderator
69812f539260115a9e5c34fc.jpg

Görkem EVCİ - Kadın hakları meselesi de pek çok hukuki ve toplumsal yenilik gibi II. Meşrutiyet’le birlikte konuşulmaya, tartışılmaya, bazı adımların atılmaya başlandığı bir alandır. Öncesinde de, yazı dizisinin ilk bölümünde bahsi geçtiği üzere daha 19. yüzyılda, Fuad Paşa’nın “kadınlara hürriyet verilmesi” tasarlayan bir reform hazırladığı biliniyor.

Osmanlı’da ilk kız rüşdiyesi 1859’da, kız öğrencilere meslekî eğitim veren ortaöğretim kurumu Kız Sanayi Mektebi 1869’da, kadınlar için ilk yükseköğretim sayılan Dârülmuallimât yani öğretmen okulu 1870’te kurulmuştur. Prof. Dr. Mustafa Gündüz, II. Abdülhamid devrinde (1876-1909) “Dârülmuallimât ve Kız Sanayi Mektebi’nde ciddi nicel artışların olması ve basın yayın ürünlerinin ortalama şehir aileleri için kolay ulaşılabilir hale gelmesi gibi gelişmelerin, nitelikli okuryazar bir kadın kitlesinin yetişmesine vesile olduğunu” kaydeder.

Seçme hakkı tartışması

Türkiye’de kadınlar birçok ülkeden daha önce, 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip oldu. Bundan yıllar önce, henüz 1908’de konunun nasıl tartışıldığını anlamak için Doktor Nureddin’in yazdıklarını hatırlamak gerekir. Prof. Dr. Zafer Toprak, Doktor Nureddin’in Millet Vekâleti isimli kitabında yazdıklarını aktarır. Doktor Nureddin, Avrupa’da kadınların seçme hakkı talep ettiğini hatta Finlandiya’da kadınların seçilme hakkına da sahip olduğunu yazar. Ancak Osmanlı’da henüz bunun mümkün olmadığını söylerken bunu “kadınların cehaletine” bağlar. Zafer Toprak, konunun 1908’de gündeme gelmesi ve sorunun sadece “cehalet” ile sınırlı tutulmasını “umut verici” olarak nitelendirir.

69812f6b9260115a9e5c34fe.jpg


1912’de feminizm savunusu

Toprak, kadın hukuku konusunda Selanik Hukuk Mektebi Müdürü Muslihiddin Adil’i ayrı bir yere koyar ve onun 1912’de yazdığı İktisat Dersleri kitabında “feminizmle” ilgili aktardığı görüşlerini irdeler. Kadın-erkek eşitliği Muslihiddin Adil için toplumsal ve ekonomik alanda anlam kazanıyordu. Muslihiddin Adil, çağdaş toplumlarda yeni bir iş bölümü bulunduğunu, kadınların ev dışında da birçok iş gördüğünü söylüyordu: “Kadın, namusuyla yaşamak için çalışmaya, iş hayatına ve ticarete atılmaya muhtaçtı.” Muslihiddin Adil, kadınların da erkekler gibi eğitim alması durumunda bilim ve sanatta erkekler gibi başarılı olacağını vurguluyordu.

Önemli bir kararname

Kısmen seküler hükümler içeren 1917 Hukuk-ı Aile Kararnamesi, kadınlarla ilgili önemli gelişmelerden biriydi. Zafer Toprak, bu kararnamenin “İslam hukukundan kopmadığını ancak evlenme işlerine devletin karışmasının yani özel alanın kısmen devletçe denetlenmesinin” söz konusu olduğunu belirtir. Bu Kararname ile çok eşle evlilik görece daraltılmış, “talak” yani kocanın tek taraflı ve özel şekilde boşanma hakkı sınırlandırılmıştır.

69812f799260115a9e5c3500.jpg


Önemli figürler

Bu dönemde öne çıkan bazı kadınlar şöyle:

Emine Semiye (1864-1944): Fatma Aliye’nin kardeşi. Batı’da eğitim gören ilk kadınlardan. Dernek faaliyetlerinde bulundu, gazetecilik yaptı.

Halide Edip (1884-1964): Yazar ve romancı. Kadın hakları alanındaki derneklerde faaliyetlerde bulundu. Milli Mücadele Dönemi’nde aktif çalışmalar yaptı, cephelerde yer aldı.

Nezihe Muhiddin (1889-1958): Dârülmuallimât ve Dârülmuallimin’de öğretmenlik yaptı. Dergilerde ve derneklerde kadınlarla ilgili çalışmalar yürüttü. 1923’te Kadınlar Halk Fırkası’nı kurma girişimi resmen başarısız olunca Türk Kadınlar Birliği’ni kurdu.

Nakiye Elgün (1852-1954): Dârülmuallimât mezunu. Okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Kadın hareketiyle ilgili cemiyetlerde aktif rol aldı. 1935’te milletvekili oldu.

69812f849260115a9e5c3502.jpg


Kadınlar için ilk üniversite

Osmanlı’da kadınların hak kazanımlarının diğer birçok yeniliğin aksine doğrudan talep üzerine olduğunu söylemek yanlış olmaz. 1908 sonrası kadınlar birçok dergide fikirlerini dile getirmiş, böylece kamuoyu oluşturmuştur. Yükseköğretim meselesi de bunlardan biri. Bu adımın başlangıcı olarak 1914’te Dârülfünun’da kadınların

katılımına açık olan konferanslar gösterilir. Konferanslara yönelik yoğun ilgi üzerine aynı yıl Darülfünun bünyesinde, kadın öğretmenler yetiştiren Dârülmuallimât’ın bir üst kurumu olarak İnâs Dârülfünunu yani Kadınlar Üniversitesi kurulur.

Örgütlenen kadınlar

Rum ve Ermeni kadınlar 1860’lı yıllardan itibaren çeşitli cemiyetler kurmaya başlarken ilk Müslüman kadın örgütü, 1876’da yaralı askerlere yardım amacıyla kurulan Yaralılara Yardım Komitesi olarak kabul edilir.

Kadınlar, II. Meşrutiyet’le birlikte örgütlü bir mücadelenin içinde yer aldı. Örneğin Cemiyet-i Hayriye-i Nisvaniye, kadınların eğitilmesini ve meslek sahibi olmalarını amaçlıyordu. 1913’te kurulan Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti kadın haklarını savunuyor ve Kadınlar Dünyası adlı bir dergi çıkarıyordu. 1916’da kurulan Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi de I. Dünya Savaşı döneminde iş gücündeki kaybı kadınlarla telafi etme amacını taşıyordu. 1913 yılında kurulan Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği’nin hedefi de Balkan Savaşı sonrasında kimsesiz kız çocukları ve kadınlar için iş imkânı oluşturmaktı.

Fabrikalarda, grevlerde…

19. yüzyılın başından itibaren baktığımızda kadınların halı atölyelerinde, tütün, deri, kibrit ve bez fabrikaları gibi yerlerde, sağlık ve eğitim alanında çalıştığını görebiliyoruz. Kadınlar çalışma hayatında sendikalara üye oluyor, gösteri ve grevlere de katılıyordu.

69812f919260115a9e5c3504.jpg


‘Siyasete katılım ve oy hakkı dahi kadınların talepleri arasında’

Kadir Has Üniversitesi’nden Dr. Bilge Ulusman’ın konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle:

“Geç Dönem Osmanlı kadın hakları mücadelesi, erkek Osmanlı entelektüelinin çizdiği ‘makbul kadın’ sınırlarını genişleten itirazlar ve talepler üzerine kurulur. Osmanlı kadınlarının hak mücadelesini hızlandıran tarihsel dönemeçlerden biri de istibdat dönemini bitiren II. Meşrutiyet’in ilanı olur. Ancak özgürlük söylemi üreten bu kırılma dahi, erkek egemen bir toplum tahayyülü üretmiştir. Sotirios Hristidis’in 1908’de hazırladığı ve II. Meşrutiyet’in “Hürriyet, Müsavat, Uhuvvet” (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) sloganını yaygınlaştıran poster, Geç Dönem Osmanlı modernleşmesinin içselleştirdiği eril vesayeti de ilan eder niteliktedir: Arka planda tümü erkek resmedilen İstanbul halkı, istibdadın bitişiyle ilan edilen ‘özgürlük bayramı’nı coşkuyla kutlarken; ön planda Midhat Paşa, Prens Sabahaddin, Fuad Paşa ve Namık Kemal, bir kadını zincirlerinden kurtarmaktadır. Hristidis’in tasvir ettiği II. Meşrutiyet Dönemi İstanbul’u, erkek Osmanlı entelektüelinin, kadının özgürleşmesi bağlamında üstlendiği eril vesayeti de tarihe kaydeder.

Kadın dergilerinin rolü

Cemiyetler Kanunu’nun etnik ve cinsiyet temelli örgütlenme hakkını kısıtlayan maddesin rağmen, Osmanlı kadınları, Hanımlara Mahsus Gazete ve Kadınlar Dünyası başta olmak üzere, kadın dergileri yoluyla hak taleplerini yükseltmeye; 1911’de yalnızca kadınların katılımıyla gerçekleşen “Beyaz Konferanslar”da mevcut yasal ve toplumsal eşitsizliği eleştirmeye devam ederler. Bilinenin aksine, siyasete katılım ve oy hakkı dahi, Osmanlı kadınlarının hak talepleri arasındadır. Örneğin II. Meşrutiyet’in ardından bir grup kadının Meclis-i Mebusan’ın Aralık 1908’deki resmi açılış törenine katılma taleplerini İttihat ve Terakki’ye bildirmeleri, dönemin popüler gazetesi Servet-i Fünun’da haber niteliği taşır. Kadınların bu tepkisinin altında, sadece erkek özneye odaklanan bir temsiliyet krizi vardır. Kezaseçimlerde kadınların ne seçme ne de seçilme hakkı olmasına rağmen, “Genel Seçim” ibaresi kullanılmıştır.

‘Bugün kadınlık uyanmıştır’

Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti (Osmanlı Kadın Haklarını Müdafaa Derneği) kurucularından Ulviye Mevlan, 1918’de kadın hakları mücadelesini şöyle özetler: “Bugün kadınlık uyanmıştır. Bir hak sahibi, bir insan olduğunu anlatmaya çalışmaktadır. Kendisi ve toplumun saadeti için özgür yaşamak istiyor.” Tüm bu itiraz ve talepler, bize unutturulan kadın belleğini, erkek egemen tarih yazımlarının dışladığı, yok saydığı bir mücadelenin varlığını kanıtlar. Osmanlı kadınları da modernleşme periyodunun yeni vatandaşlık tanımında kendilerine alan açmaya, patriyarkal toplum ve devlet yapılanmasının kadın öznelere sağlamadığı haklar için bir hukuk mücadelesi yürütmeye çalışmışlardır. Bize düşense bugün bu kadın belleğini geri çağırmak, yeniden hatırlamaktır.”
 
Geri
Üst