Teknoloji
Moderator
MİLLİYET.COM.TR / Son günlerde ABD’nin İran’ı hedef alan sert söylemleri ve Orta Doğu’daki askeri varlığı belirgin biçimde arttı. Washington’un “savunma önlemleri” vurgulu resmi açıklamalarına rağmen, sahadaki hareketlilik geçmişteki yıkıcı stratejileri anımsatan tehlikeli bir gerilim iklimi yarattı. Amerikan güçlerinin, ileri teknoloji silah sistemlerinin ve hava unsurlarının İran çevresinde yoğunlaşması, bunun Tahran’a yönelik sınırlı ya da daha geniş çaplı bir saldırının hazırlığı olup olmadığı sorusunu giderek daha yüksek sesle gündeme taşıyor.
‘GERÇEK BİR FELAKETE DÖNÜŞECEK’
Bu askeri yığılmanın en çarpıcı örneklerinden biri, ABD Donanması gemileri eşliğinde USS Abraham Lincoln uçak gemisinin daha geniş Orta Doğu bölgesine gönderilmesi oldu. Bu konuşlandırma; daha önce bölgeye sevk edilen THAAD ve Patriot füze savunma sistemleri ile F-15E Strike Eagle savaş uçaklarını da kapsayan askeri varlığı takviye ediyor. Uzmanlar, olası bir çatışmanın 2025’te yaşanan ve 12 gün süren savaşla kıyaslanamayacak ölçüde yıkıcı olacağını, bunun gerçek bir felakete dönüşebileceğini vurguluyor.
KATAR’DAKİ ÜSSE GİZLİ SİSTEM
İsrail merkezli haber sitesi Ynet’in bildirdiğine göre, P-8A Poseidon deniz devriye uçakları, MQ-9 Reaper insansız hava araçları, yakıt ikmal uçakları ve C-17 nakliye uçaklarının bölgedeki varlığı, kapsamlı bir askeri hazırlık izlenimini daha da güçlendiriyor. USS Abraham Lincoln, F/A-18E/F Super Hornet ve F-35 gibi saldırı uçaklarının yanı sıra, düşmanın radar ve iletişim sistemlerine müdahale edebilen EA-18G Growler gibi kritik askeri unsurları da taşıyor.
Tüm bu tablo, Amerikalı yetkililerin iddia ettiği gibi hareketliliğin gerçekten “savunma amaçlı” olup olmadığı sorusunu kaçınılmaz hale getiriyor. Katar’daki El-Udeid Üssü’nde entegre hava ve füze savunmasını güçlendirmek amacıyla MEAD-CDOC sisteminin kurulması savunma söylemini destekler gibi görünse de analistler çok daha şüpheci.
‘SALDIRI HAZIRLIĞI’
Defense Priorities’te kıdemli araştırmacı Jennifer Kavanagh, İsrail’in yaz aylarında İran’la yaşadığı “kısa süreli savaş” sırasında bile ABD’nin, İran hedeflerini vurmak için bölgesel güçlere değil, Avrupa’dan konuşlandırılan Amerikan bombardıman uçakları ve savaş uçaklarına büyük ölçüde güvendiğine dikkat çekti. Bölgesel unsurların esas olarak üsleri ve kuvvetleri korumak ile İsrail’i olası İran misillemelerine karşı savunmak amacıyla kullanıldığını belirten Kavanagh, tarihsel deneyimin “savunma” olarak sunulan hamlelerin çoğu zaman saldırı hazırlığına dönüştüğünü ortaya koyduğunu vurguladı
‘ER YA DA GEÇ OLACAK’
İsveç Kraliyet Deniz Bilimleri Derneği’nde araştırmacı olan Sebastian Bruns, bölgede bir uçak gemisinin bulunmasının emsalsiz olmadığını, ancak bunun ABD’nin açık bir güç gösterisi anlamına geldiğini belirtiyor. Bruns’a göre İran’ın güçlü savunma kapasitesi, bu tür bir konuşlandırmayı daha da riskli hale getiriyor. Bruns “Bu askeri varlık kalıcı olamaz; er ya da geç ya saldırgan biçimde kullanılmalı ya da geri çekilmelidir. Bu durum, denkleme ciddi bir zaman baskısı da ekliyor” ifadesinde bulundu.
‘YÜKSEK DEĞERLİ HEDEFLER'
Orta Doğu Uzmanı Ali Vaez, askeri yığılmanın yalnızca bir caydırıcılık aracı olabileceğini söylüyor. Misilleme tehdidi ve müttefiklerin korunmasının İran’ı ilk hamleyi yapmaktan alıkoyabileceğini, aynı zamanda yaptırımlar ve diplomatik izolasyon yoluyla baskının artırılabileceğini belirtti. Ancak Vaez, ABD’nin “yüksek değerli hedeflere” yönelik sınırlı saldırılar ya da İran’daki stratejik hedefleri kapsayan uzun süreli bir askeri harekat planını da masada tuttuğunu göz ardı etmemek gerektiğini vurguladı.
Bu değerlendirmeyi destekleyen İngiltere Savunma Dergisi analisti Jon, mevcut askeri yapılanmanın ABD’nin B-2 bombardıman uçakları, F-35C’ler ve EA-18G’lerden oluşan bir kombinasyonla İran’ın hava savunma sistemleri ve havaalanları gibi kilit hedeflere ilk saldırıyı hedeflediğini gösterdiğini söyleyerek “Günler ya da haftalar sürebilecek takip saldırılarında ise yakıt ikmal ve nakliye uçaklarının desteğiyle F-15E’lerin ve diğer unsurların devreye girmesi öngörülüyor. Bu tablo, görünürdeki savunmanın saldırıyı dışlamadığını, aksine onu hazırladığını açıkça ortaya koyuyor” dedi.
İLK HEDEF KİM OLACAK?
Gerilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın sürece doğrudan dahil olmasıyla daha da tırmanıyor. CNN kaynaklarına göre Trump, İran’ın nükleer programı ve balistik füze üretimine ilişkin müzakerelerin başarısız olmasının ardından İran’a karşı güçlü bir askeri saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendiriyor. Masadaki senaryolar arasında İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve üst düzey güvenlik yetkililerine yönelik hava saldırıları ile nükleer tesisler ve devlet kurumlarının hedef alınması da yer alıyor.
Trump’a yakın kaynaklara dayandırdığı haberde, protestocuları hükümet binalarını işgal etmeye ve rejim değişikliği için koşullar yaratmaya yönelik hedefli askeri saldırı ihtimalinin de değerlendirildiğini aktarıyor.
Washington ile Tahran arasındaki müzakereler sonuçsuz kalırken, CNN’e göre temel anlaşmazlık nükleer programdan ziyade İran’ın reddettiği balistik füze menzilinin sınırlandırılması talebi oldu. Fox News, Trump’ın 31 Ocak’a kadar saldırı konusunda karar vermesinin an meselesi olduğunu duyurdu.
‘ARTIK BİR ŞEYLER YAPMALARI GEREK’
Trump, 28 Ocak’ta Truth Social’da yaptığı paylaşımda Tahran’ı nükleer silah geliştirme çalışmalarını durdurmak için “adil ve eşit müzakerelere” çağırdı. Haziran 2025’te ABD’nin üç nükleer tesise düzenlediği saldırıdan “daha büyük” bir operasyon tehdidinde bulunan Trump, USS Abraham Lincoln’ün Arap Denizi’ndeki görevini de hatırlattı. Perşembe günü yaptığı son açıklamada ise “İran ile görüşmeyi planlıyorum. Şu anda İran'a giden çok büyük ve çok güçlü gemilerimiz var. Onları kullanmak zorunda kalmasak çok iyi olurdu. İki hafta önce 837 infazın durdurulmasını sağladım ama artık bir şeyler yapmaları gerekecek” dedi.
‘TRUMP’IN NET BİR PLANI YOK’
CNN’e göre Trump, “Tahran’ı ABD’nin koşullarını kabul etmeye zorlayacak güçlü ve kararlı bir darbe” arıyor ve saldırı emrinin ardından mümkün olan en kısa sürede zafer ilan etmeyi hedefliyor. Ancak siyasi analistler, stratejinin netliği ve etkinliği konusunda ciddi şüpheler dile getiriyor. Rusya Dış ve Savunma Politikası Konseyi üyesi Andrei Klimov, Trump’ın İran için net bir planı olmadığını, belirsizlik ve gerilimi kişisel siyasi kazanç için kullanan bir iş insanı-yatırımcı mantığıyla hareket ettiğini savunuyor.
Middle East Eye’a konuşan bir Körfez yetkilisi, ABD’nin bu hafta İran’a yüksek hassasiyetli saldırılar düzenlemeyi düşündüğünü belirtirken, CENTCOM’un ABD Hava Kuvvetleri’nin hazırlık tatbikatlarını duyurması acil bir askeri çatışma ihtimaline yönelik endişeleri artırdı. İran ise herhangi bir saldırının “topyekûn savaş” olarak değerlendirileceğini ve bunun tüm Orta Doğu için öngörülemez sonuçlar doğuracağını açıkladı.
KRİTİK TATBİKAT İÇİN ZAMAN DARALIYOR
Bu gerilim sürerken İran, ticari gemileri uyararak önümüzdeki hafta başında Hürmüz Boğazı’nda gerçek mühimmatlı bir deniz tatbikatı yapacağını duyurdu. AP Körfez ve İran Haberleri Direktörü Jon Gambrell, bu adımın dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği dar su yolunda deniz trafiğini ciddi biçimde aksatabileceğini belirtti. Tatbikatın 31 Ocak Pazar ve 1 Şubat Pazartesi günleri gerçekleştirileceği bildirildi.
‘ASIL TIRMANIŞ BAHAR AYINDA’
Uzmanlara göre asıl tırmanış bahar aylarında yaşanabilir. Senaryolar arasında İranlı liderlere yönelik suikastlar ya da kritik askeri hedeflere düzenlenecek saldırılar öne çıkıyor. Aynı dönemde İran’da yaşanabilecek kitlesel protestolar ve toplumsal huzursuzluğun ise Washington açısından doğrudan bir müdahale “fırsatı” yaratabileceği değerlendiriliyor. Öte yandan Amerikalıların yüzde 70’inden fazlasının tırmanışa karşı olduğu belirtiliyor.
Uzmanlara göre genel tablo net: ABD, “müttefikleri koruma” ve “savunma önlemleri” söylemi ardına gizlenmiş bir askeri saldırganlık modelini yeniden sahaya sürüyor. Uçak gemilerinin, savaş uçaklarının, insansız hava araçlarının, füze sistemlerinin ve özel kuvvetlerin hareketliliği, yalnızca savunma olarak değerlendirilemez. Aksine bu adımlar, askeri tırmanma seçeneğinin her an masada tutulduğunu ve kazara ya da kasıtlı bir çatışma riskinin giderek arttığını gösteriyor.
‘ÖLÜM ZİNCİRİ’
Uzmanlara göre ABD stratejisinin ciddi jeopolitik ve insani sonuçları bulunuyor. Irak, Suriye ve Venezuela’da gözlemlenen kalıpların tekrarı, Washington’un gerçek bir diplomatik çözüm yerine baskı ve yıldırma politikalarında sıklıkla askeri üstünlüğüne başvurduğunu ortaya koyuyor.
Genel olarak İran çevresindeki son ABD seferberliği, saldırgan planları perdeleyen tehlikeli bir “askeri üstünlük” mantığına işaret ettiğine dikkat çeken analistler “Savunma görünümüne rağmen uçak gemileri, savaş uçakları, insansız hava araçları ve füze sistemlerinin varlığı, askeri seçeneğin her zaman masada tutulduğunu gösteriyor. Basra Körfezi’nde şekillenen ve hem bölge hem de tüm gezegen için yıkıcı sonuçlar doğurabilecek korkunç bir 'ölüm zinciri'nden söz edebiliriz” yorumunda bulundu.
Atina'ya Ankara şoku! Yunan basını: Benzeri görülmedi, Türkler açıkça söylüyor...
Dünyanın en soğuk yerinde yaşayan Türk mühendis anlattı! 'Burada eksi 40 derece sıcak sayılıyor'
Hedef İran değil aslında…