Teknoloji
Moderator
ABD'de bir ayda 2 kişiyi öldüren, Trump'ın 'göçmen avcıları' olarak bilinen ICE polislerine öfke dinmiyor. Sokaklarda adeta iç savaş manzarası hakim. Protestolar yayılırken eski başkanlar Barack Obama ve Bill Clinton'dan Trump yönetimine karşı peş peşe açıklamalar geldi.
CLINTON: SESİNİZİ YÜKSELTİN
Eski ABD Başkanı Bill Clinton, Minnesota’nın Minneapolis kentinde federal göçmenlik ve güvenlik güçlerince iki kişinin vurularak öldürülmesine ilişkin açıklamasında, yetkililerin halka 'yalan söylediğini' ve olayları olduğundan farklı göstermeye çalıştığını savundu. Barışçıl protestocuların ve vatandaşların gözaltına alınması, dövülmesi ve biber gazına maruz bırakılması gibi sahnelerin 'korkunç' olduğunu belirterek bunun 'kabul edilemez' olduğunu ve Amerikan halkına demokrasiyi korumak için seslerini yükseltme çağrısı yaptı.
OBAMA: CİDDİ BİR UYARI
Eski ABD Başkanı Barack Obama ve eşi Michelle Obama da öldürülen Alex Pretti için 'yürek burkan bir trajedi' olarak nitelendirerek, olayın ABD’nin temel değerlerinin giderek daha fazla saldırı altında olduğuna dair ciddi bir uyarı olduğunu belirtti. Açıklamada, federal göçmenlik görevlilerinin yasal ve hesap verebilir şekilde hareket etmesi gerektiği vurgulanırken, Minnesota’daki uygulamaların bunun tam tersi olduğu ifade edildi; maskeli ICE ekiplerinin korkutucu ve kışkırtıcı taktiklerinin kamuoyunda haklı bir öfke yarattığına dikkat çekildi. Obama çifti ayrıca Trump yönetimini gerilimi tırmandırmakla suçlayarak, Pretti ve Renee Good’un vurulmasına ilişkin kamuoyuna sunulan açıklamaların ciddi bir soruşturmaya dayanmadığını savundu ve yönetimi eyalet ve yerel yetkililerle iş birliği yapmaya çağırdı.
Altın fiyatları patladı! Gözler yeraltına çevrildi: 1 yılda 6 bin ons çıkacak
TRUMP DEMOKRATLARI SUÇLADI
ABD Başkanı Donald Trump ise ICE ekiplerince gözaltına alınmaya çalışılırken vurulan iki kişinin hayatını kaybetmesinden Demokratları sorumlu tuttu.
Peki Obama ve Clinton’ın aynı konuda sert çıkış yapması ne anlama geliyor? Minneapolis’te yaşananlar, ABD demokrasisi için bir kırılma noktası olabilir mi Türkiye’nin eski Los Angeles Başkonsolosu Gülru Gezer ve Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Fatma Yeşilkuş, süreci Milliyet.com.tr'ye değerlendirdi.
Kendi ölüm haberini izlerken video çekti! İsrail kanalının oyunu tutmadı
AMERİKAN MODERN TARİHİNDE EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ OLAYLAR
"Bizler Trump yönetiminin dış politikasına odaklanmışken, içeride, Amerikan modern tarihinde eşi benzeri görülmemiş bazı olaylara tanıklık ediliyor." diyen Türkiye’nin eski Los Angeles Başkonsolosu Gülru Gezer, 'Minnesota'da 37 yaşındaki beyaz bir Amerikalı'nın öldürülmesiyle alevlenen olaylar sürüyor. Son olarak yine beyaz bir Amerikalı, yoğun bakım hemşiresi Alex Pretti hayatını kaybetti. Yürütülen soruşturmanın üstünün örtüldüğüne yönelik iddialar var. Yayınlanan videolarda kendisinde elinde telefondan başka bir şey bulunmadığı görülüyor. Ancak Trump'ın danışmanlarından biri kendisini 'terörist' olarak nitelendirdi.' dedi.
Gezer, 'Trump'ın bu her iki ölüm için de demokratları suçladı, meseleyi demokratların tırmandırdığını iddia etti. Son olarak toplumda yaşanan infial ve hukuk dışı uygulamalar nedeniyle demokrat eski başkanları Clinton ve Obama'dan tepkiler geldi. Her iki başkandan da halka yönelik bazı çağrılarda bulunuldu. Obama eşiyle açıklamasında taktiklerin eşi benzeri olmadığına vurgu yaptılar ve halkın sesini yükseltmesi yönünde telkinde bulundular. Clinton ise ülkenin önemli bir dönüm noktasında olduğunu ifade etti ve atılacak adımların, yapılacak eylemlerin Amerikan tarihine yön vereceğini söyledi.' şeklinde konuştu.
Bütün bu uygulamaların hukuk dışı olduğunun net bir şekilde görüldüğünü belirten Gezer, ICE ajanlarına inanılmaz yetkiler verildiğini söyleyerek, 'Burada İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem'a yönelik olarak bir azil sürecinin başlatılması söz konusu. Çünkü hem 37 yaşındaki Renee Nicole Good ve Alex Pretti'nin öldürülmesi konusunda kullanılan aşırı güce yönelik olarak ICE ajanlarının aslında işini layıkıyla yerine getirdiğini ifade etti.' açıklamasını yaptı.
Japonlar peşinde: 680 yıllık miras benimle birlikte yok olacak
DEMOKRAT PARTİ'NİN TABANINA MORAL VE YÖN VERME ÇABASI
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Fatma Yeşilkuş da Obama ve Clinton'ın açıklamalarıyla ilgili olarak, 'Eski ABD Başkanları Barack Obama ve Bill Clinton’ın, ICE ve federal göçmenlik uygulamalarına sert eleştirilerde bulunması, öncelikli olarak ABD’nin başlıca söylemi olan demokratik normların aslında çok da göründüğü gibi olmadığını; bu normların, tehlike altında olduğunu vurguluyor. Nitekim, iki eski başkan da sadece tek bir vakayı değil, devlet gücünün hukuk devleti ve hesap verebilirlik ilkesinden sapmasını eleştiriyor. Obama, temel değerlerin saldırı altında olduğunu; Clinton ise bu sürecin ABD tarihini şekillendireceğini ifade ederek, sistemik bir kırılma noktasına işaret ettiğini belirtti. Ancak bu açıklamalar sadece hukuki eleştiri değil, aynı zamanda siyasi aktörlerin rakip yönetimin uygulamalarını meşruiyet açısından sorgulaması olarak da ele alınmalı. Burada temel saiklerin Demokrat Parti’nin tabanına moral ve yön verme çabası olduğu kanaatindeyim ve ek olarak, Cumhuriyetçilerin sert göç politikalarına karşı normatif bir karşıt söylem üreterek Demokrat Parti seçmeninin konsolide edilmesi olduğunu düşünmekteyim. Ayrıca 2026’da yaklaşan ara seçimler var ve 2028 başkanlık için politik sermaye yaratma stratejisi de burada izlenen bir diğer yol.' dedi.
AMERİKA'NIN GELDİĞİ NOKTA
Hukuk dışı uygulamaların mevcut yönetim tarafından teşvik edilmesi bağlamında bir dönüm noktası olabileceğini ifade eden Gezer, 'Yani dünyaya onlarca yıldır demokrasi ve insan hakları konusunda ders veren Amerika'nın geldiği nokta gerçekten maalesef esef verici. Bundan sonrası için de bu olayların bir an evvel suhuletle çözülmesi gerekiyor.' dedi.
Trump ile Minnesota Valisi Walz arasında bir telefon görüşmesinin olduğunu ve iş birliği konusunda taraflar anlaştığını söyleyen Gezer, tepkilerin devam ettiğini belirterek, 'Cumhuriyetçi siyasetçi Chris Madel, Minnesota Valilik yarışında aslında yer alıyordu, ancak adaylıktan çekildi. Cumhuriyetçi partinin eyalet halkına yönelik 'intikam' söylemini desteklemeyeceğini ve kendisini de bunu yapan bir partinin üyesi saymayacağını söyleyerek adaylıktan çekildi. Cumhuriyetçi partinin içerisinde de Trump'ın taktiklerine yönelik çok ciddi itirazlar var.' şeklinde konuştu.
İÇ SAVAŞ SÖYLEMLERİ
Gezer, 'Özellikle Alex Pretti'nin silah taşıdığı ortaya çıktı. Bireysel silahlanma Amerika'da çok hassas bir konudur. Ulusal Silah Birliği'nin en güçlü lobi olduğu söylenebilir. Trump yönetiminin 'Aslında silah taşıdığı için vuruldu' şeklindeki açıklamaları da silah lobileri tarafından ciddi anlamda eleştirildi. Amerika'nın burada kamplaşmaya da gittiğini görüyoruz. Bir bölünme de söz konusu. Bu tabi Amerika'nın bir iç savaşa sürüklenmesi gibi bir durumu ortaya çıkarmaz. Fakat Trump yönetiminin de bu hukuk dışı, gayrimedeni insanlık dışı uygulamalarından bir an evvel geri adım atması gerekir. Özellikle kongre ara seçimlerine gidilen bir dönemde Trump yönetiminin halkı karşısına almaktan ziyade, halkın desteğini nasıl alacağını düşünmesi gerekir diye değerlendiriyorum.' dedi.
OPERASYONLARDA ÜÇ BİN KİŞİ TUTUKLANDI
Trump yönetimi tarafından Aralık 2025’te başlatılan büyük çaplı göçmen tutuklama ve sınır dışı etme operasyonu, özellikle Minneapolis-Saint Paul bölgesinde yoğunlaşmaya başladığını hatırlatan Dr. Yeşilkuş da, bu operasyonlar neticesinde yaklaşık üç bin kişinin tutuklandığı bilgisinin bulunduğu söyledi. Dr. Yeşilkuş, bu durumun Federaller ile yerel halk arasında ciddi gerilim ve protestolara sebebiyet verdiğini ve bu kapsamda Alex Pretti isimli bir kişi, federal ICE ajanlarınca vurularak öldürüldüğünü ifade etti.
Dr. Yeşilkuş, 'Minnesota’daki federal göçmenlik politikalarına karşı kitlesel protestolar ve ekonomik boykotlar düzenlendi ki göstericilerin, ICE’nin yerel topluluklara müdahalelerini ve şeffaf olmamasını, insan hakları ihlali olarak nitelendirmesinden kaynaklı olarak bu protestolara şahit olmaktayız.' dedi.
YÖNETİM AÇISINDAN BÜYÜK BİR ALARM
"Minneapolis’taki bu protestoların, ABD demokrasisi için potansiyel bir kırılma noktası olacağı aşikâr." diyen Dr. Yeşilkuş, 'Minneapolis’te yaşananlar, federal kolluk gücünün (ICE) sivil ölümlerle sonuçlanan operasyonlar yürütmesi ve buna rağmen hızlı ve şeffaf bir hesap verme mekanizmasının işletilmemesi neticesinde, federal yürütmenin, güvenlik başlığı adı altında demokratik sınırları ne kadar aşabileceğine dair soruları beraberinde getiriyor. Nitekim ABD demokrasisinin omurgası federalizmdir. Minneapolis’te, eyalet ve yerel yönetimler sürece itiraz ederken federal hükümet 'ulusal güvenlik' gerekçesiyle müdahaleyi sürdürdü. Dolayısıyla bu da artık bir göç politikasının değil de federal gücün eyalet egemenliği üzerindeki baskısını kanıtlama içerisinde olduğu izlenimine sebebiyet verdi. Federal ve yerel arasındaki bu denge bozulduğunda ise yönetim açısından büyük bir alarm olduğunu söylememiz gerekiyor.' dedi.
Dr. Yeşilkuş sözlerini şöyle sürdürdü; "Öte yandan, demokrasiler şiddet olaylarından öte, şiddetin cezasız kalmasıyla zayıflayabilme riski içerisine girer. Baktığımızda Minneapolis’te sivil kayıplar yaşandı ve ilk aşamada güvenlik gerekçesiyle bu müdahalelerin haklı sebeplerle yapıldığı ifade edildi. Ve akabinde bağımsız soruşturma gecikti. Uluslararası basında özellikle ICE ve sınır güvenlik güçlerinin 16’dan fazla olayda silah kullanmasına rağmen hiçbir ajan hakkında disiplin cezası verilmemesi büyük tepki uyandırdı. Bu da ABD’nin artık hukuki süreç eksikliğinden kaynaklı olarak hesap verilebilirliğin zarara uğradığı ve yönetime karşı güven kaybının azaldığı yönünde iddiaları kuvvetlendirdi. Dolayısıyla, federal güvenlik güçlerinin silahlı müdahalelerinin ciddi lisanslarla ve müdahalelerden önce soruşturmalar tamamlanmadan savunulması, kamuoyunun adalet beklentisiyle devletin yasallık alanı arasında bir gerilim yaratıyor. Bu gerilim, demokratik denetim mekanizmalarının işlemeyişi üzerinden yönetime olan güvenin aşınmasıyla sonuçlanacak gibi duruyor. Bu da modern demokrasilerde uzun vadeli bir meşruiyet krizine dönüşebilir."
SON VERİLMEZSE ÜLKE GENELİNE YAYILABİLİR
'Bundan sonra Trump yönetimi gerekli tedbirleri almazsa ve hukuk dışı uygulamalarına son vermezse ülke genelinde bazı gösteriler söz konusu olabilir.' diyen Gezer, daha önce yapılan 'Krala hayır' protestosunu hatırlatarak 'Milyonlarca insanın sokaklara döküldüğünü gördük. Tabi bu kış şartlarında belki istenilen etkiyi yaratmayabilir ama önümüzdeki süreçte, özellikle kongre ara seçimlerine gidilen süreçte halkın, 'Bu ülkenin sahibi biziz, dolayısıyla biz karar veririz. Bu ülkenin sesi biziz' diyerek sokaklara çıkması söz konusu olabilir.' dedi.
GEORGE FLOYD GİBİ DEĞİL
Mevcut olayların sadece Minneapolis’le sınırlı kalmayıp diğer eyaletlerde de protestolara dönüşmeye başladığını söyleyen Dr. Yeşilkuş ise, 'Hatırlarsanız, Minnesota eyaletinde, ICE görevlilerinin ABD'li Renee Nicole Macklin Good isimli bir kadını vurarak öldürmesi sonrasında New York kentinde binlerce kişi protesto etmişti. Şimdi de Minnesota’da dondurucu soğuğa rağmen on binlerce kişi sokağa çıktı ve 'ICE dışarı' sloganlarıyla operasyonun durdurulmasını talep etti. Hatta bazı göstericiler, ICE polislerinin kaldığı iddia edilen otelin önünde toplanarak otelin camlarına çeşitli cisimler atıp 'ICE öldürüyor' gibi ifadeleri bina cephelerine yazdılar. Yine benzer şekilde Cleveland gibi başka kentlerde de anti-ICE gösteriler organize edilmeye başlandı.
Genel olarak baktığımızda, göçmenlik politikalarına karşı protesto sayısı Trump döneminde artmış durumda. Minneapolis özelinde şiddetli konfrontasyon oranı yüksek olsa da genel trend, göçmenlik uygulamalarına tepkinin daha önceki ICE baskınlarına göre büyüdüğünü gösteriyor. Ama, ABD’de sivil itaatsizlik ve protesto dalgası halihazırda büyüse de örgütlenme yapısının niteliği ve yaygınlığı henüz George Floyd sonrası gibi bir 'ulusal sivil itaatsizlik dalgası' seviyesinde değil. Yani, sivil itaatsizlik dalgası zaten başlamış durumda; büyümesi mümkün, ancak bu 'yaygın ve sistematik' bir isyan değil; aksine, daha çok demokratik alan içinde katılım ve politik taleplerin artması şeklinde ilerliyor. Başka bir ifadeyle, bu protestoların yıkıcı veya kontrol edilemez bir isyana dönüşmek yerine, genişleyen demokratik protestolar ve siyasi talepler biçiminde örgütlenmeye daha yatkın olduğunu düşünüyorum.' ifadelerini kullandı.